hikmet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hikmet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Mayıs 2015 Cuma

Mevlana Rumi'den (IV)

(© flickr.com)
.Sen su değilsin, sen toprak değilsin. Sen bambaşka bir varlıksın. Balçıktan yaratıldın ama, balçık değilsin. Sen toprak dünyasından dışarıdasın ve aslına doğru yolculuktasın. Kalb, şu fani beden bir arktır. Can o arkda akan ab-ı hayattır. Sen bulunduğun yerde, senliğinde kaldıkça, bu ikisinden de habersizsin.

Eğer sen, can konağını arıyorsan, bil ki, sen cansın. Eğer bir lokma ekmek peşinde koşuyorsan, sen bir ekmeksin. Bu gizli, bu nükteli sözün manasına akıl erdirirsen, anlarsın ki, aradığın ancak sensin sen.

Ab-ı hayat, bizdeki ilahi emanet, su ve topraktan yaratılmış olan şu balçık ten içinde gizlenmiştir. Bu yüzden görünmemektedir. Nefis de, gönlün kapısına mühür vurmuştur, sevgiyi hapsetmiştir. Sen o mührü kopar ve sevgiyi kurtar. Kimden korkuyorsun? Kimden utanıyorsun? Sen, böylece gönlünü kurtar, onun görünmeyen yoluna düş, gerçek sevgiyi bul.

Ben, kendini bilen ve gönlünü her zaman yanlıştan kurtaran kimsenin kuluyum, kölesiyim. Onlar, kendi zatlarından, kendi sıfatlarından bir kitap meydana getirirler de, o kitabın fihristisinin adını “Ene-l Hak” koyarlar.

Bensiz, bizsiz olduğu halde hoş olanın, benlikten kurtulduğu için mutlu olanın kulu, kölesiyim. Şikayet etmeden, kimseye yük olmadan, kendi acıları ile başbaşa kalarak, yalnızlıktan hoşlanan kişinin gamı ile arkadaşım.

Herhangi bir kimsede, gizli bir aşk derdi yoksa, o yaşıyormuş gibi görünse de, onun gönlü ve canı yoktur. O adeta, gezen, dolasan bir ölüdür. Eğer aklin varsa, git de Hak’tan dert iste, çünkü dertsiz olmaz, aşk derdine düşmemek imkansız bir hastalıktır.

Şu yalnızlık, binlerce candan, binlerce kişi ile beraber olmaktan daha hayırlıdır. Bu hürlük, dünya mülküne sahip olmaktan daha iyidir. Hak ile az bir zaman halvette yalnız kalmak, candan da değerlidir, cihandan da, şundan da, bundan da daha değerlidir.

Havaların bulutlu, yağışlı olduğu günlerde, dostların bir arada toplanıp oturmaları gerekir. Nasıl ki, güller bir bahçede öteye beriye serpilmiş olarak değil de, bir arada toplu olarak bulundukları zaman bahçeye güzellik ve ihtişam verirler, birbirlerini adeta tazeleştirirlerse, dostlar da bahar mevsiminde bir araya gelince gençleşirler.

İstiyorum ki, gönlüm onun derdi ile anlaşsın, arkadaş olsun. Gönlüm, onun derdini elde ederse ne iyi olur. Ey aşık gönül, aklını başına al da, onun verdiği derdin değerini bil, onun gamını yakala, bağrına bas. Onun derdinin dert değil, bizzat kendisi olduğunu anla.

Gönlümü aşk gamına düşüreceğim. Canımı senden gelen bela okuna hedef yapacağım. Allah’ım senin aşkınla harcanmayan ömrümü, bugün gönül kanı ile kaza edeceğim.

Eğer sen, Hak yolunda yürürsen, senin yolunu açarlar, kolaylaştırırlar. Eğer Hakk’ın varlığında yok olursan, seni gerçek varlığa döndürürler. Benlikten kurtulur, alçakgönüllü olursan, o kadar büyürsün ki, aleme sığmazsın. İşte o zaman, seni, sensiz, sen olmaksızın sana gösterirler.

Aşk ezelden beri vardır. Sonsuza kadar da sürecektir. Aşkı arayanlar, aşık olmak isteyenler sayısız olacaktır. Yarın kıyamet kopup da her şey açığa çıkınca, aşık olmayanların, Hakk’ı candan sevmeyenlerin, ibadeti gösteriş için yapanların ilahi dergahından sürüleceği görülecektir.

Ey dünyada dönüp dolaşan ermiş kişiler! Her güzele neden böyle hayransınız? Şu dünyada arayıp durduğunuzu, bir de kendinizde arasanız ne olur? Onu, kendinizde arayınız, kendinizde bulursunuz.

Bizim topraktan yaratılmış olan bedenimiz, göklerin nurudur. Bazen bizim hakikate varmak, Hakk’ı aramak hususundaki canlılığımızı, çevikliğimizi melekler kıskanır, manen üstünlüğümüze, ruhi temizliğimize hased ederler. Bazen da, hayasızlığımızdan, kötülüğümüzden şeytan kaçar.

Sevgilinin vefakarlığı ne kadar hoştur, onun vefalarında ne zevkler vardır? diye sordular. Onlara dedim ki: Onun vefalarından haberim yok. Bence onun cefaları, nazları hoştur.

Gönlünü yakıp yandıran birisi varsa, eğer için gizli bir sevginin hevesleri ile dolu ise, bu tatlı yanışın mutluluk olduğunu bilmek gerekir. Feryadın, eğer gönlüne bir ferahlık veriyorsa, onu ilahi bir lütuf bil, o feryadı, her nefesine arkadaş etmeye bak.

İnsaf et, aşk güzel bir iştir. Onun bozulması, güzelliğini kaybetmesi, tabiatın kötü niyetli oluşundandır. Sen kendi şehvetini aşk diye adlandırmışın, ona aşk adını koymuşsun. Halbuki, şehvetten kurtulup, aşka ulaşabilmek için uzun yollardan geçmen gerekir.

Berrak, duru sudan dahi temiz bir aşkım var. Bu aşk oyunu, şehvet ile ilgili olmadığı için bana haram değildir. Aşk, başkalarını şekilden şekile sokar, halden hale kor. Halbuki, bu benim aşkım gelip geçici olmadığı gibi, sevgilime de zeval yoktur, O ölümsüzdür.

Ey güzellikte tek olan, eşsiz sevgili, nasılsın? Beni yüzlerce kez kendi benliğimin dışına çıkardın. Seni tanıdığım ve bildiğim günden beri, bütün bildiklerimi ve gördüklerimi bana unutturdun.

Belalar yağdıran aşk daha güzeldir. Aşkın getirdiği belalardan sakınan, korkan kişi, aşık değildir. Aşk işinde mert kişi odur ki, aşk ateşi canına düşünce, uğrunda canını verir, canından geçer.

Aşıklık sözünü ilk önce duyar duymaz canı da, gönlü de, gözü de onun yoluna serdim. Ayaklar altına attım. Sonra kendi kendime dedim ki “Acaba sevenle sevilen iki ayrı varlık mıdır?” Aslında ikisi de birmiş amma, ben şaşılığımdan onları ayrı görmüşüm.

Biz kılıç erleriyiz, üç lokma ekmek için yasayanlardan değiliz. Biz bazen manevi neşeye kapılır, el çırparız. Yoksa biz o kadınların yüzünden, şehvet yüzünden el çırpmayız. Biz yolunu sapıtmış kişilere av olmayız. Onların etkisi altında kalmayız. Aksine biz onları avlar, doğru yola getiririz. Biz ihtiraslarımızın, kötü huylarımızın bağından kurtulmuşuz da, dünyaya bağlanıp kalmamışız.

Birçok kötülük, aptallık, hep benden, benlikten doğdu. Ömrümde bir an bile gönlüm sevinmedi. Benden memnun kalmadı. Ben adalet istiyorum, haksızlıklardan şikayet ediyorum. Halbuki bütün adaletsizlikler, haksızlıklar, benden, benlikten çıkıyor. Bu yüzdendir ki, benim bütün feryadım, şikayetim hep bendendir, benden.

Kendi kendimden kaçmak, kurtulmak isterim. Maddi isteklerden uzaklaşarak, hür olarak yaşamak arzu ederim. Ben durakların, merhalelerin bağları ile bağlanmışım, bütün bunları koparmak, kırmak isteğindeyim.

Kaba saba sufi elbisesi giymekle sufi olamazsın. Şeyhlerin, büyüklerin sohbetlerini dinlemekle de mürsid olamazsın. Dinlediklerini tatbik etmen, bizzat yaşaman gerekir. Sufinin sinesi saf olacak, gönlü, kötülüklerden, hiddetten temizlenmiş bulunacaktır. Hem sufi olma, hem de ona buna kin beslemek. İnsaf et ikisi bir arada olur mu?

Ey mum, sende sufi huyları var. Sanırım ki, şu altı huyu ermişlerden almışsın: Geceyi uyanık olarak geçiriyorsun, yüzün nurlu, benzin sapsarı, gönlün tutuşmuş yanıyor, göz yaşları döküyorsun, kalbin uykuda değil, uyanık.

Sen ayık oldukça, mest olmanın, kendinden geçmenin manevi zevkini tadamazsın. Bedenin isteklerinden kurtulmadıkça, ruhun ne olduğunu anlayamaz, varlığını idrak ederek, onu sevemezsin. Dostun aşkı yolunda ateş gibi, su gibi yok olmadıkça, benliğinden geçmedikçe, gerçek varlığa eremezsin.

Ey dünya isteklisi, sen bu dünyada bir gündelikçi gibisin. Ey cennet aşığı, sen de hakikatlerden çok uzaktasın. Ey habersizliğinden ötürü iki alemle de sevinen neşelenen sen dostun gamındaki zevki görememişsin, mazursun.

Git gözlerini kapa ki, bütün gönlün göz olsun. O zaman gönül gözü ile sana başka bir cihan, başka bir dünya görünecektir. Eğer sen, kendini görmek, kendini beğenmekten kurtulursan, bütün yaptığın şeyler beğenilecektir.

Hepimiz Allah’ın kudretinin, büyüklüğünün birer oyuncağıyız. Varlık, zenginlik hep O’nundur. Bizlerse hep yoksul kişileriz. Üstünlük iddia etmek, kendini beğenip başkalarını hor görmek ne manasızlıktır. Ne boş şeydir? Bütün insanlar, hepimiz aynı sarayın kapı kullarıyız.

Allah sevgisine av olursan, Allah sevgisine tutulursan, gamdan, kederden kurtulmuş olursun. Fakat kendi arzularının peşinde koşarsan, bağlanırsın, isteklerinin esiri olursun. Şunu iyi bil ki: Senin şu maddi varlığın, Hakk’ı senden gizleyen bir perdedir. Kendinden kaç, kendinle oturma, yoksa her zaman yara alırsın.

Ya Rabbi, sen beni dünyayı istemekten de, ahiret zevkini düşünmekten de kurtar. Yokluk tacını başıma giydir de beni manen yücelt. Vuslat hareminden, aşk sırrına erdirmekle, beni kendinden mahrem et, has kullarının arasına karıştır. Sana doğru gitmeyen yollardan beni çevir. Nefsin isteklerinden beni kurtar.

Her zaman neşeli, mutlu her gittiğin yerde aziz ve muhterem olmak istiyorsan, her bakımdan temiz ol, doğrulukla yaşa, boş durma, bilgi öğren. Eğer bu şekilde ömür sürersen, insanların yol gösterenlerinin başında taç olursun.

Bu dünyada yaptığımız işin esası, özü, iyilik yapmaktır. Öyle ise yapabileceğin iyiliği yap. Zira bütün ömrün bir ana, bir nefese bağlıdır. Bu açıkça görünmektedir ki, sen bir an da olsun, ne iyilik yapabilirsen yap.
.
Kaynak: "Divan’ı Kebirden Seçme Rubailer", Mevlana: Hayatı-Şahsiyeti-Fikirleri, (Şefik Can, Ötüken, 2006), s.425-474
.
.

6 Şubat 2015 Cuma

Divan Edebiyatından Gazeller

Bir cefâ-keş âşıkım ey yâr senden dönmezem
Hançer ile yüreğimi yar senden dönmezem

Aşkının yolunda ey meh kâmetin tek doğruyum
Olurum Mansûr-veş ber-dâr senden dönmezem

Mushaf-ı hüsnün hakıyçin ey dil-ârâmım benim
Ança kim bu tende cânım var senden dönmezem

Bülbül-i şeydâ idim saydına düştüm ey nigâr
Yanarım Mecnun kimi pür-nâr senden dönmezem

Rind-i rüsvâyî benim başımdadır sevdâ-yı aşk
Nâm u nengi koymuşum bâ-âr senden dönmezem

Âşıkım aşkın yolunda hasta gönlüm sırrını
Eylesen bin kez cefâ dil-dâr senden dönmezem

Günde bin kez ta'nesin nus eylerim nâ-keslerin
Çün Nesimîyim belî zinhâr senden dönmezem


Cânı terk itmek gerek bu evde cânân isteyen
Kahrı nûş itmek gerek derdine dermân isteyen

Ma'şûkun yolında âşık nâ-murâd olmak gerek
Ma'şûka vasl olmaya hicrinde pâyân isteyen

Ben ki ma'şûkun rızâsın isteyen buldum bu gün
Sâdıkü'l-kavl olmaya küfrine îmân isteyen

Ben bu sûret mülkünü kıldum harâb anın'çün
Genci buldısa aceb olmaya vîrân isteyen

Şems firâkı ağusın nûş eyle vasl-ı yâr içün
Hâr cevrini çeker şol gül-i handân isteyen


Gelmişem vahdet elinden aşk ile cihâna ben
İçmişem câm-ı ezelden olmuşam mestâne ben

Can uyandı cümle-i müşkillerim oldu ayân
Açtı dost gönül gözün bastım kadem irfâna ben

Gönlüme nûr-i tecellî dost cemâlinden doğar
Şem›ine pervâne oldum aşka yâne yâne ben

Çünki "kerremnâ benî âdem" dedi Kur'ân'da Hakk
Âyine ve sûret oldum cism ile ol câna ben

Çünkü bu sevdâyı yazmış dest-i kudret başıma
Onun için yok kararım düşmüşem cevlâna ben

Ey Sinânî aşk makâmı bes rızâ-yı Hakk dürür
Pâdişâhın hizmetinde durmuşam dîvâne ben


Olmadı âlem içinde bir nefes hürrem gönül
Olmadı bir lahza bî-gam olana hem-dem gönül

Her kime gönlüm gamın dedim gamından gam yedim
Galiba yoktur cihân içinde bir bî-gam gönül

Hâk-i âdem gam ile tahmîr oluptur galiba
Bî-gam olan olmaya cins-i benî-âdem gönül

Gussa-i devrândan bir dil halâs olmuş değil
Sen değilsin mübtelâ-yı gam hemân epsem gönül

Şâhid-i şâdî cemâlin arz ede bir gün ola
Böyle kalmaz gam yeme hâl-i cihân her dem gönül

Saltanat kavgasıdır Adlî seni dil-teng eden
Hırka-pûş olanda vardır var ise hürrem gönül

Ko raiyyet gussasını memleket kaygısını
Âkil isen hâlin anıp eylegil mâtem gönül



Kaynak:  Yağmur Dergisi

19 Ocak 2015 Pazartesi

Aşk


Tînet-i Âdemde konmasa eğer sevdâ-yı aşk
Cenneti bir dâneye satmazdı ol dânâ-yı aşk

Kenz-i mahfîden zuhûra geldi eşyâ lâ-cerem
Bâd-ı hubbiyle temevvüc etdi çün deryâ-yı aşk

Tâlib-i dîdâr olup ayılmaya tâ haşredek
Kim ki nûş ede ezel bezminde ger sahbâ-yı aşk

Aşk ü müşg olmaz nihân ânı bilir halk-ı cihân
Âşık-ı bî-çâreye mümkün müdür ihfâ-yı aşk

Bülbülün hâlin bilenler gûş ederler nâlesin
Bir gül-i bî-hâr içündür bunca hûy u hây-ı aşk

Aşk-ı Şîrîn oldu feryâdına Ferhâd'ın sebep
Ey nice dânâyı Mecnûn eyledi Leylâ-yı aşk

Ey Hüdâyî hâlet-i aşkı ne bilsin her meges
Kulle-i Kâf-ı hakîkat mürgüdür ankâ-yı aşk

Aziz Mahmut Hüdai
http://www.antoloji.com/ask-57-siiri/


İşidin ey yârenler
Kıymetli nesnedir aşk
Değmelere bitinmez
Hürmetli nesnedir aşk

Dağa düşer kül eyler
Gönüllere yol eyler
Sultanları kul eyler
Hikmetli nesnedir aşk

Kime kim vurdu ok
Gussa ile kaygu yok
Feryad ile âhı çok
Firkatli nesnedir aşk

Denizleri kaynatır
Mevce gelir oynatır
Kayaları söyletir
Kuvvetli nesnedir aşk

Miskin Yunus neylesin
Derdin kime söylesin
Varsın dostu toylasın
Lezzetli nesnedir aşk

Yunus Emre
http://www.antoloji.com/ask-1720-siiri/


Kevser-i ateş- nihadın adı aşk
Düzah-ı cennet -nümanın adı aşk
Bir lügat gördüm cünun isminde ben
Anda hep cevr ü cefanın adı aşk

Şeyh Galib
http://www.antoloji.com/kevser-i-ates-nihadin-adi-ask-kit-a-siiri/


Gönül kuşu eski yuvadan uçtu
Giden gelsin bizimle dost iline
Katerler bağlandı kafile göçtü
Giden gelsin bizimle dost iline

Aşk eseri olan karar bağlamaz
Yüreğinde derd olmayan ağlamaz
Bizi bu yerlerde kimse eğlemez
Giden gelsin bizimle aşk iline

Bir garibim adım sanım anılmaz
Yüreğimde yaram vardır onulmaz
Aşk deryası cuş eyledi yenilmez
Giden gelsin bizimle aşk iline

Leyl-ü nehar akar çeşmimin yaşı
Dost yoluna koyup can ile başı
Aşk ile geçelim dağ ile taşı
Giden gelsin bizimle aşk iline

Derviş Himmet aydır onu bilenler
Medhin okur anda varıp gelenler
Delilimiz oldu pirler erenler
Giden gelsin bizimle aşk iline

Kul Himmet
http://www.antoloji.com/gonul-kusu-eski-yuvadan-uctu-siiri/


Kurtulamam üç nesnenin elinden
Biri firkat biri gurbet biri aşk
Üçü bilmez birbirinin halinden
Biri firkat biri gurbet biri aşk

Aşktır beni sevda ile söyleten
Firkattir cevr ile sinem dağlayan
Gurbettir gözümden kanlar akıtan
Biri firkat biri gurbet biri aşk

Bahri gibi ummanları yüzdüren
Mecnun gibi sahraları gezdiren
Ferhad gibi dağlar başın kazdıran
Biri firkat biri gurbet biri aşk

Ben bilirim benim aklım şaşıran
Beni sevdiğimden cüda düşüren
Muhabbet deryasın baştan aşıran
Biri firkat biri gurbet biri aşk

Gevheri der dersim aldım hocadan
Okuyup hatmettim kara heceden
Koç yiğidi pir eyledin kocadan
Biri firkat biri gurbet biri aşk

Şair Gevheri
http://www.antoloji.com/kurtulamam-uc-nesnenin-elinden-siiri/


Resim: flickr.com

24 Kasım 2014 Pazartesi

Yunus Emre’den…

Aşk Ateşi

Girdim aşkın denizine bahrılayın yüzer oldum
Geştediben denizleri Hızır’layın gezer oldum
Cemalini gördüm düşte çok aradım yazda kışta
Bulamadım dağda taşta denizleri süzer oldum
Sordum deniz malikine ırak değil salığına
Girdim gönül sınığına gönülleri düzer oldum
Viran gönlüm eyledim şar bunculayın şar nerde var
Haznesinden aldım gevher dükkan yüzün bozar oldum
Ben ol dükkan-dar kuluyum gevherler ile doluyum
Dost bağının bülbülüyüm budaktan gül üzer oldum
Ol budakta biter iman iman bitse gider güman
Dün gün isim budur heman nefsime bir Tatar oldum
Canım bu tene gireli nazarım yoktur altına
Düştüm ayaklar altına topraklayın tozar oldum
Tenim toprak tozar yolca nefsim iltir beni önce
Gördüm nefsin burcu yüce kazma aldım kazar oldum
Kaza kaza indim yere gördüm nefsin yüzü kara
Hümeti yok Peygamber’e bentlerini bozar oldum
Bu nefs ile dünya fani bu dünyaya gelen hanı
Aldattın ey dünya beni işlerinden bezer oldum
Yunus sordu girdi yola kamu gurbetleri bile
Kendi ciğerim kanıyla vasf-ı halim yazar oldum

Geldi Geçti Ömrüm Benim

Geldi geçti ömrüm benim
Şol yel esip geçmiş gibi
Hele bana şöyle gelir
Şol göz yumup açmış gibi
İş bu söze Hak tanıktır
Bu can gövdeye konuktur
Bir gün ola çıka gide
Kafesten kuş uçmuş gibi
Miskin adem-oğlanını
Benzetmişler ekinciye
Kimi biter kimi yiter
Yere tohum saçmış gibi
Bu dünyada bir nesneye
Yanar içim göynür özüm
Yiğit iken ölenlere
Gök ekini biçmiş gibi
Bir hastaya vardın ise
Bir içim su verdin ise
Yarın anda karşı gele
Hak şarabın içmiş gibi
Bir miskini gördün ise
Bir eskice verdin ise
Yarın anda sana gele
Hulle donun biçmiş gibi
Yunus Emre bu dünyada
İki kişi kalır derler
Meger Hızır, İlyas ola
Ãb-i hayat içmiş gibi

31 Aralık 2013 Salı

Mesnevi’den Pedagojik Telkinler

RÖPORTAJ: FAHRİ SARRAFOĞLU
Lise yıllarından itibaren sekiz kez okuduğu Mesnevi’nin iyi bir pedagoji kitabı olduğunu fark eden Yıldız Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Süleyman Doğan, tespitlerini kitaplaştırdı. Doğan, Mesnevi’deki hikâyeleri derlediği “Mesnevi’den Pedagojik Telkinler” kitabını öğrencilerinin ısrarı üzerine kaleme aldı.
Doğan’a yeni kitabı ile ilgili şu soruları sorduk:
Neden Mevlana’dan örnekler diye soruma başlamak istiyorum, Mevlana’yı seçmenizin önemli bir sebebi var mı?
Bir kere Mevlana içimizden biridir. İnsan önce kendini yani kendi dünyasına şekil veren şahsiyetleri bilmesi icap eder. Benim Aksaraylı olmam itibariyle de toprağımdan olan biri. Yani özel bir yakınlığımda var. Hiç şüphesiz Hz. Mevlânâ, dünyada farklı din ve kültür mensupları tarafından da tanınan ve kabul gören önemli bir ilim insanı. Eseri Mesnevi-i Şerif bugüne kadar birçok dile çevrilip, dünyanın çeşitli yerlerine ulaştı. Bu kıymetli kitap okuyucusunu kendi iç dünyasında bir yolculuğa çıkarır ve herkes onda farklı manalar bulur.
Peki, size göre Hz. Mevlana kimdir?
Hz. Mevlânâ’nın hoca yönü var. Birçok eğitimcinin de ondan alacağı pek çok ders var. Hz. Mevlânâ, Mesnevi’de özellikle insan yetiştiren öğretmenler için formüller vermiş. Mesela ok ve yay münasebeti. Hz. Mevlânâ öğrenciyi oka, hocasını ise yaya benzetiyor. Ok ve yay düzgün olmazsa hedefine varamaz, o yüzden hepsi düzgün olmalı diyor. Keza bal ve süt örneği de aynı şekilde. Öğrenciyi bala, hocayı da süte benzetip sütün içine karışan balın nasıl eridiğini anlatıyor. Dolayısıyla Mesnevi ve Divan-ı Kebir eserlerine pedagoji kitabı, Hz. Mevlânâ’ya ise pedagog denebilir.
Kitabınızdan anladığımıza göre Mevlana aslındı insanların önce kul ve insan olmasını öğütlüyor bunu biraz açabilir miyiz?
Mevlana gibi bir hazineyi istedim ki eğitim açısından da kendisinden öğrenmeğimiz pek çok şey var. Bunların başında kişinin önce kul ve insan olmasını öğütler. Mevlana’nın eserleri her seviyeden çocuklara okullarda hikayeleri açıklamalı olarak okutulabilir. Bizim ruh kökümüzü iyi tahlil eden ve problemlere karşı örneklerle hikaye edip çözüm öneren bir büyük âlim ve aşk adamıdır. Onun fikirlerinin sekiz asırdan beri taze, duru ve ilgi gösteriliyor olması onun yolunun ve membaının Hak’tan ve Hz. Peygamberimizden aldığı istikametin sonucu olduğunu bize gösterir.
Hikâyeleri seçerken neye dikkat ettiniz?
Bu kitap, uzun soluklu bir çalışmanın ürünüdür. Mesnevi’den hikâyeler seçerken, bir hayli zorlandığımı söylemek zorundayım. Zira hikâyeler, bazen bir yerden başlıyor ve hikâye içine hikâye giriyor. İç içe giren bazı hikâyeleri çıkartarak kısalttım. Çünkü 21. asırda ve internet çağında okumayla arası açılan günümüz insanları, uzayıp giden hikâyelerden bıkmakta ve hikâye okumaya fazla zaman ayıramamaktadır.
Kitapta hikâyeleri italik olarak cilt ve beyit numaralarıyla birlikte sonda verdim. Hikâyelere yorum, görüş, fikir ve telkinleri bu hikâye çerçevesinde yapmaya çalıştım. Mevlana yaşadığı dönemin iyi bir eğitimcisidir. Medresede, camide, sohbet meclislerinde hem öğretim faaliyetlerinde bulunmuş hem de manevî eğiticilik vazifesini yürütmüştür. Bütün yaşamı eğitim ve eğitsel etkinliklerle geçen Mevlana, bütün eserlerini de bu amaçla yani insanların eğitimine duyduğu ihtiyaç sebebiyle yazmış veya yazdırmıştır. Mesnevi’nin yazılış aşamasında da bu amaç açıkça görülmektedir. Özellikle öğretmen ve öğrencilerin istifade etmesi için yazılmıştır.
Bu yönüyle de Mesnevi didaktik bir eserdir. Bu kitap iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, “Mesnevi ve Pedagoji” başlığı altında Mesnevi’deki hikâyelerin eğitim metodu açısından tahlili ve Mevlana’nın eğitim yöntemi örneklerle açıklanmıştır. “Mesnevi Telkin” başlığını taşıyan ikinci bölümde ise, önce hikâyeye yer verilmiş, ardından da hikâyeye dair özgün düşünce, yorum ve fikirler ortaya konulmuştur.
Mevlana’nın mesnevisindeki ana amaç kişinin kendini bulması, kendisini tanıması diyebilir miyiz?
Hz.Mevlana insanın en uzun yolcuğunun şahsın iç yolculuğu olduğunu zikreder. Şahsi terbiyeye büyük önem verir. O ulu tasavvuf yolunun yolcusudur.
Mevlana, eğitimi bir ihtiyaç olarak gören ve eğitimin gücüne inanan biri olarak, eğitimcide bulunması gereken özellikler ve öğretim yöntemleri ile ilgili olarak ortaya koyduğu sürekli uygulama alanı bulabilecek görüşleri ile evrensel bir şahsiyet olma özelliği taşımaktadır. Mevlana modern eğitimde yer alan, “çocuğun benliğini öne çıkarma” düşüncesine ters düşmemektedir. Mevlana modern görüşten biraz daha ileri giderek, çocuğun gerçek benliğini yakalayıp öne çıkmasını istemektedir. Bu benlik, eğitim sayesinde kendini bulacak, eğitimin hür havasında, çocuğun bağımsızlık dünyasında kendini öne sürecektir.
Modern psikolojide “iç gözlem” metodu olarak adlandırılan bu metot Mevlana’da, kendini gözleme, kendini anlama ve kendini tanıma olarak yer alır. Kendine yönelme, nefisle mücadeleyi devreye sokma demektir. Kendi kendini terbiye etmenin en güzel ve geçerli yolu bireyin kendi nefsiyle mücadele etmesi anlamına gelmektedir. Kendi kendini eğitmenin bir yolu da kendi kusurlarını tespit etmektir.
Mevlana’da insan nasıl işleniyor, insanın önemi nasıl dile getiriliyor?
Mevlana, eğitimi ve eğitim uygulamalarını insan fıtratı üzerine bina etmiştir. Eğitimin merkezine insanı almış ve her şeyi ona adamıştır. Mevlana, Mesnevi’de eğitsel uygulamaların kişiye göre değişmesi üzerinde durmakta, eğitimin bireyselleştirilmesine şu cümlelerle dikkat çekmektedir. Çocuğa süt yerine ekmek verirsen zavallı yavruyu o ekmek yüzünden öldü bil. Sonra dişleri çıkınca, kendi kendine onun içi ekmek ister.
Henüz kanadı çıkmayan kuş uçmaya kalkışırsa bir yırtıcı kedinin lokması olur-gider. Mevlana, Mesnevî’deki bütün fablları, temsilleri, örnekleri, kıssaları, atasözlerini ve deyimleri eğitsel amaçlarla kullanmıştır. Bunlar konunun anlaşılmasını kolaylaştırmanın yanı sıra konuya renk katmakta ve sıkıcılığı bu yolla gidermektedir.
Kitap içinde özellikle anne-babalara dönük tavsiyelerimiz  var mı? Onların da sanırım mutlaka okuması gerekiyor ki içinde önemli bilgiler var...
Olmaz mı, elbette var. Modern bilim, yaşlılık ve çocukluk dönemini birbirine benzetir. İkisi de hassas ve kırılgan dönemlerdir. Yaşlılara şefkat ve merhametle muamele edilmeli. Çünkü bereket onların üzerindedir.” İnsanoğlunun yaşlandığında hürmet görmesi için çocuklarını yetiştirirken de dikkatli olması gerektiğini de savunuyor Doğan: “Şu zamanda kreş eken huzurevi biçer diye düşünüyorum. Çünkü bebek, anne sütü ve anne kokusuyla büyüyen bir varlık.
Yapılan araştırmalarda, insanoğlunun bir buçuk yaşını hatırladığı ortaya çıktı. Siz o yaştaki bir bebeği ağlamasına, istememesine rağmen işe gidip, kreşe bırakırsanız o zaman anne ve çocuk arasındaki o güçlü bağ gelişmez. Bu bağ kurulmadığı için de çocuk, kendi yaşadıklarının da vermiş olduğu hissiyatla ileriki yaşlarda anne ve babasını rahatlıkla huzurevine bırakır.
Mevlana’ya göre, insana en çok zevk veren metot gözlemdir. Kâinatın sahip olduğu estetik değeri ancak gözlemlerle görebileceğimizi belirten Mevlana, öğrencisine şu tavsiyede bulunur: “Güzelim sanatına bak, gönüllere gelen vahyini seyret. Tümden görüş ışığı kesil; ne gelirse bakış-görüş zevkinden gelir.” Bir şeyin aslı nazarî olarak anlatılamaz. Nazarî olarak anlatılırsa, o bilgiye dönüşmez, teori olarak kalır. Ama onu aslı gözlenirse, tüm şüpheler ortadan kalkar. Öyle ise gözlem, şüpheyi gideren çok önemli bir metot ve yoldur.
Sebepler zinciri, ancak gözlemle bizi kaynağa götürür. Eğitimciler, öğrencilerine gözlem yaparak görebilmeyi öğrencilerine öğretmelidirler. Mevlana, öğretmeni Tebrizli Şems’inden bunu istemektedir. Eğitimci öğrencisinin gözü ve görüşü olmalıdır. Mevlana, hakikate ulaşmak için gerçek olmayandan şüphe etmeyi doğru görmektedir. Descartes’ın ifadesiyle “metodik şüphe” diyoruz. Mevlana bunu asırlarca önce fark etmiş, bazen şüphenin insanı gerçeğe ulaştıracak yollardan biri olacağını savunmuştur.
Mevlana’nın eğitim anlayışında değişim hayatın bizzat kendisidir. Fert ve toplum olarak hayatı sürdürmenin, hayatta kalmanın canını teşkil etmektedir. Ona göre, değişime uğramayan ve değişime gönül vermeyen bir eğitim, fert ve toplumları yıkılmaya mahkûm eder, zehirler, kirletir ve karanlıklara gömer. Onun içindir ki Mevlana, baharın yeryüzüne getirdiklerinin bir benzerini eğitimin insan hayatında meydana getireceğini ısrarla savunmaktadır.
Değişim açısından eğitimin gücüne değinen Mevlana şu misali vermektedir: “Gübre bostanın gönlüne girip yok olur, pislikten kurtulur. Kavun veya karpuzun lezzetli olur ve lezzeti artırır. Sen de pislikten kurtulursan yücelir ve mutluluğa erersin.” Burada Mevlana eğitim yoluyla yanlış davranış sergileyen insanların doğru yola gelebileceğini işaret etmektedir
Kitap her yaşın okuması gereken bir kitap diyebilir miyiz bu arada gençlerin de elinden düşürmemesi gereken bir kitap hatta öğretmenlerimizin de özellikle okuması gerek...
Bu kitap her seviyeden insanların okuyup anlayacağım bir şekilde kaleme aldım. Elbette öğrenciler, öğretmenler ve ebeveynlerin de okuduğunda anlayacağı ve bundan ibret alacağı hikayeyi bulacaklardır. Sade bir dil kullandım ve adeta bir Mesnevi okuma kitabı gibi de algılanabilir.
“Mesnevî Kültürü” kültürümüzün temellerindendir. Eğitim, sanat, dinî ve sosyal hayatımızın hemen her safhasında Mesnevî ve Mevlana izlerini bulmak mümkündür. Mevlana’nın hemen her inancını dile getirirken kullandığı argümanlar, onun güçlü ve özlü bir bilgiye, derin bir hikmete, günlük hayattan sade ancak meselenin bamtelini yakalayan hassas bir çağrışım kabiliyetine, kuvvetli bir çözüm gücü ve duyguya, yer yer empatik, psikolojik tahlillere, derin bir sezişe, orijinal görüş ve buluş kudretine ve eleştirel bakış tarzına sahip güçlü bir sima olduğunu göstermektedir.
Kendine özgü, orijinal fikirlerinin yanında, genel çizgi itibariyle düşüncelerine İslam tasavvufundan referanslar gösterilebileceği kabul edilebilir. Kâinattaki varoluşu fena haliyle elde edilen birlik şuuruyla izah eder. Kötülük problemi karşısında tavrı ne tam optimist ne de tam bir pesimisttir.
O, kötülüğün realitesini inkâr etmemesine rağmen, kötülük ve iyilikle ilgili hükümlerimizin çoğunun izafi olduğuna dikkat çeker. İslam düşüncesindeki insanın sonsuzluk mahiyetini ruh kelimesiyle temsili Mevlana’da da görülmektedir. Mevlana da insanı makro âlemin, mikro bir nüvesi olarak görür ve onun potansiyelini ve hedefini sûfî düşüncesindeki insan-ı kâmil kavramıyla izah eder.
Son olarak okuyucuya dönük mesajımız nedir hocam?
Mevlana, Mesnevî’nin daha bağlanıcında insanın eğitime duyduğu ihtiyacı belirtir ve eserini bunun üzerine temellendirir. İnsan dünyaya bu hamlıkla ve noksanlıklarla gelir. Mevlana’nın amacı da bu eksikliklerin giderilmesi ve insanın hak ettiği değeri kazanmasıdır. Mevlana‘da eğitimin amacı, insanın eksikliklerini gidermesi ve sahip olduğu yetenekleri mükemmel hâle getirerek Allah’a yakın olmasıdır.
İslam bilgesi Hz. Mevlana, ölümsüz eseri Mesnevi ile asırlardan beri insanlığın aklını ve kalbini aydınlatıyor. Onun bilgi ve hikmetle yoğrulmuş ışığı, sayısız yazar ve ozana ilham kaynağı olmaya devam ediyor. Günümüze kadar birçok dile çevrilen Mesnevi, evrensel değerler hazinesidir. Böylesine bir hazinenin insanlığa ahlak, eğitim ve pedagoji açısından yararlı olması için bu kitap yazıldı.
Mevlana’nın eserlerinden anlaşılıyor ki, kendisi iyi bir pedagog, Mesnevi adlı şaheseri de bir ahlak ve pedagoji kitabıdır. Mevlana, yaşadığı dönemin yenileyicisi ve etkin bir eğitimcisidir. Mevlana, yetkin kişiliğiyle medresede, camide, sohbet meclislerinde hem öğretim faaliyetlerinde bulunmuş hem de manevi eğiticilik vazifesini yürütmüştür.
Mevlana, eğitimin insanın yaratılış gerçeği üzerine kurulmasını, kişilerin tabiatlarındaki sanat ve hünerleri geliştirmesini ve onların olgun gönüllerinin hizmetine sunulmasını istemektedir. Mevlana iyi bir cemiyet adamı olması münasebetiyle eğitim ve iletişime olduğu kadar terbiye ve hoşgörüye de ayrı bir önem vermiştir. Mesnevi’den Pedagojik Telkinler isimli bu eserin kaleme alınmasındaki gayem; kişinin bu irfan hazinesinden gereği gibi zevk alması, ruhen aydınlanması, manen huzura kavuşmasıdır.




5 Ağustos 2013 Pazartesi

Mevlana ve Marcel’de İnsan Varlığı

Abdullah DURAKOĞLU, Abant Izzet Baysal Universitesi
Akademik Bakis Dergisi, Temmuz-Agustos 2013 

ÖZET 

13. yüzyıl Türk mutasavvıfı Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî ile 20. yüzyıl Katolik Fransız filozofu Gabriel Marcel’in ideal insan anlayışlarının karşılaştırıldığı bu çalışma, literatür taramaya dayalı nitel bir araştırmadır. Bu çalışma iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde her iki düşünürün, insanın değeri ve varlık yapısına ilişkin düşünceleri, ikinci bölümde ise ideal benlik tasarımına ilişkin düşünceleri karşılaştırılmıştır. Çalışmanın sonunda her iki düşünürün, insan varlığına büyük bir değer verdiği ve insanın, ancak kendi özüne dönüp Tanrı ile aşk ilişkisi kurarak ideal benliğini oluşturabileceğini iddia ettikleri görülmüştür. Bu bağlamda çalışmanın sonunda, iki düşünürün ideal insan anlayışlarının birbirine birçok açıdan benzediği de görülmüştür. Ayrıca çalışmada ortaya çıkan bu sonuç, Mevlânâ’nın evrensel bir düşünceye sahip olduğu iddiasını daha da güçlendirmektedir. Zira bu çalışmanın sonunda, Mevlânâ’dan yedi yüzyıl sonra yaşamasına ve onunkinden farklı dine ve kültüre mensup olmasına rağmen Marcel’in, Mevlevi düşüncesine yakın görüşlerde bulunduğu görülmüştür.

Makaleye ulasmak icin, tiklayiniz.

8 Temmuz 2013 Pazartesi

Hz. Mevlana'nın Eserlerinde Ramazan ve Oruç

Hz. Mevlânâ"nın Mesnevî-i Şerîf"ini ve Dîvân-ı Kebîr"ini incelendiğimizde onun Ramazan ayı ve oruç ibadeti hakkındaki görüşlerini şöylece özetleyebiliriz:
“Oruç sevdası bambaşka bir sevdadır” diyen Mevlânâ, orucu çok özlediğinden ve hasretle beklediğinden bahseder. Bazen ise orucu bir “ana” gibi görür.
Oruç ayı olan Ramazan"a neşeli olarak girilmeli; ona kavuşulduğu için Cenâb-ı Hakk"a şükredilip sevinilmelidir.
Oruç; kişide imanın, Allah"ı sevmenin, O"na bağlanmanın, O"ndan sakınmanın, haramdan kaçınmanın varlığına şahitlik eder.
Ramazan"da sadece yemek ve içmekten kaçınmak değil, kötü söz söylemek ve kötü iş işlemekten de kaçınmak, bunlara sabır göstermek gerekir.
Orucun bazı zorlukları varsa da, yüzlerce çeşit hüneri de vardır. Oruç; şeytanı ve nefsi güçsüz ve etkisiz hâle getirir, maddî ve manevî açıdan temizliği gerçekleştirir, gönlü bedenî isteklerin tahakkümünden kurtarır, nefsi kirlerinden arındırır, ruhu özgürleştirir, gönül gözünü açar, manevî görüşü artırır, sabrı öğretir, bedenî hastalıklardan korunmanın yollarını öğretir, insanın insanlığı olgunlaşır, manevî rızıklara ulaştırır, Allah"a yakınlaştırır.

Bu namaz, oruç, hacc ve cihad da inanışa tanıktır.
Bu zekât "hediye", bu hasedi bırakma da "kendi sırrından haber verme" dir.
İhsanda bulunmak, doyurmak, konuk davet etmek: “Ey ulular, biz sizinleyiz, size doğru bir özle inandık” demektir.
Hediyeler, armağanlar, sunulan şeyler: “Ben seninleyim; seni seviyorum” diye tanıklıktan ibarettir.
Kim, bir mal veya afsun için çalışır, uğraşırsa bu ne demektir? “İçimde bir cevherim var”, demektir.
Allah"tan çekinmemden yahut cömertliğimden bir cevherim var ki bu zekatla oruç ikisine de şahittir.
Oruç der ki: “Bu, helalden çekindi, bil ki harama ulaşmasına artık imkân yok.”
Zekât der ki: “Kendi malını bile veriyor, artık, kendisiyle aynı dinde, aynı yolda olandan nasıl çalar?”
Fakat bu işleri riya ve tezvirle yaparsa o iki tanık, Allah"ın adalet mahkemesine kabul edilmez.
Avcı tane saçar ama acımasından değil, avlanmak için.
Kedi de oruç ayında oruç tutar ama kendisini av avlamak için uyur gösterir.
Bu eğrilikten yüzlerce kavim, kötü sanılmıştır. Bu kötü kişi, cömert kişilerle oruç tutanların adını da kötüyü çıkarmıştır.
Fakat Allah"ın lütuf ve ihsanı, o eğri işlerde bulunmakla beraber nihayet onu hepsinden de arıtır.
Rahmeti, o kötülüğü aşmış, ayın on dördüne bile vermediği ışığı vermiştir.
Allah, onun çalışmasını bu kötülükle karışmadan yıkar; rahmeti onu bu hatadan arıtır.
Bu sûretle de Allah"ın yarlıgayıcılığı meydana çıkar, bu miğfer kulun kelliğini örter.
Yağmur, pis şeyleri arıtmak için gökten yağar.1
Sevgi (kulluk), düşünce ve mânâdan ibaret olsaydı, bize oruç ve namaz lüzumlu olmazdı.
Bağlılık ve sevgiden bir eser olsun diye dostlar birbirine armağan sunarlar.
O armağanlar, bağlılığın ve sevginin şahitleridir. Yani onlarda samimiyet ve beraberlik gizlidir.
O ihsanlar, gönülde meydana gelen sevginin görünen şahitleridir.2

Oruca sarıl, sabret; orucu terk etme, her an Hak"tan rızkını bekle!3


Cihad ve oruç güçtür, çetindir. Fakat bu güçlük ve çetinlik, Allah"ın, kulu kendinden uzaklaştırmasından daha iyidir.4


“İnsanın namaz kılmayı arzu edişi, oruç tutuşu, hep Hakk"ın kulunu kendine çekisindendir.”5


Oruç yüzünden bizim canımız dirilik elde edecektir!
Ramazan geldi; aşk ve iman padişahının sancağı erişti! Artık maddî yiyeceklerden elini çek! Çünkü göklerden manevî rızık geldi ve can sofrası kuruldu!
Can, bedenin hantallığından kurtuldu; tabiatımızın isteklerinin eli bağlandı! Aşk ve iman ordusu geldi, sapıklık ve imansızlık ordusunu kırdı geçirdi!
Bir bakıma oruç, bizim kurtuluşumuzun kurbanı sayılır; bizim canımız, onun yüzünden dirilik elde edecektir!
Mademki gönül evine misafir olarak can geldi, onun uğruna bedenimizi tamamıyla kurban edelim.
Sabır, hoş bir buluttur; ondan, hikmet, manevî lütuflar yağar! Bu sebeptendir ki, Kur"ân-ı Kerim de bu sabır ayında nâzil olmuştur!
Bizi kötü işler, günahlar işlemeye teşvik eden kirli nefsimiz, arınmaya, temizlenmeye muhtaçtı! Ramazan gelince, günah zindanının kapısı kırıldı; can, nefsin esaretinden kurtuldu, miraca çıktı, sevgiliye kavuştu!
Bu mübarek ayda gönül de boş durmadı; ümitsizlik perdesini yırttı, göklere uçtu! Can, zaten bu kirli dünyaya mensup değildi, meleklerdendi; onlara ulaştı!
Ramazan günlerinde sarkıtılan merhamet ipine sarıl da, şu beden kuyusundaki hapisten kendini kurtar! Yusuf aleyhisselam kuyunun ağzına geldi, seni çağırıyor; çabuk ol, vakit geçirme!
İsa aleyhisselam isteklerden, beden eşeğinin arzularından kurtulunca, duası kabul edildi! Sen de nefsanî isteklerden temizlen, elini yıka! Çünkü gökyüzünden manevî yemeklerle dolu sofra geldi!
Haydi, elini ağzını yıka; ne yemek ye, ne iç, ne de söyle! Hakikate erdikleri, Hakk"ı buldukları için susup duran ermişlere gelen mana sözlerini, mana lokmalarını ancak Şems-i Tebrîzî"nin himmeti ile bulabilirsin!6


İSLÂM"IN binası beş direk üzerine kurulmuştur. Allah"a yemin ederim ki, bu direklerin en büyüğü oruçtur.
Sen, orucu, şaşılacak acayip meziyetleri bulunan bir şey olarak bil! Oruç, insana can bağışlar. Gönül lütfeder. Sen, şaşılacak bir şey görmek istersen, oruca şaş!
Sen, göklere çıkmak, Mi"rac etmek sevdasındaysan, şunu bil ki, oruç, senin önüne getirilmiş bir Arap atıdır.
Oruç, can gözünün açılması için bedenleri kör eder. Senin gönül gözün kör de, o yüzden kıldığın namazlar, yaptığın ibadetler sana o aydınlığı vermiyor, hakikati göstermiyor.
Oruç, insan şeklindeki hayvanın hayvanlığını giderir. Bu yüzdendir ki oruç, insanın insanlığını olgunlaştırmaya mahsustur.
Âşıkların hayatı, beden matbahı yüzünden kararmıştı. İşte oruç, o matbahları aydınlatmak için çıktı geldi.
Dünyada şeytanın karnını deşen bir bıçağa benzeyen oruçtan daha fazla şeytan öldürücü, nefsin kanını dökücü bir şey var mı?
Padişahlar padişahının kapısında kendisine gizli, özel bir vazife verilmiş, çabucak faydalı olan, kâr bağışlayan kim var? Kim olacak? Oruç!
Oruç, özlem çekenlerin gönüllerini, canlarını öyle tazeleştirir ki, zavallı balığı bile su o kadar tazeleştirmez.
Nefis ile savaşa girişen mücahidin, gönül maksadına ulaşma yolunda oruç, yüz binlerce yardımcı canın yaşayışından daha da iyidir.
İslam"ın binası şu beş direk üstüne kurulmuştur: “Kelime-i şahadet, Zekât, Hac, Oruç, Namaz.” Allah"a yemin ederim ki, bu direklerin en kuvvetlisi, en büyüğü oruçtur!
Cenâb-ı Hak, bu beş direğin her birinde orucu, orucun kaderini gizlemiştir. Zaten oruç kadir gecesi gibi gizlidir.
Midesine düşkün olan, çok mide ağrısı çeker, sızlanır durur. Zaten midesine düşkün olanların talihlerinde oruç yoktur.
Oruç, Allah"ın has kullarına Hz. Süleyman"ın saltanatını bağışlayan bir yüzüktür yahut da taçtır. Onu ancak seçkin kullarının başlarına giydirir.
Oruçlunun gülüşü, oruçsuzun secdedeki halinden iyidir. Çünkü oruç, o Rahman"ın sofrasına oturtacaktır.
Sen farkında değilsin ama, yemek yediğin vakit, için pislikle dolar. Oruç hamama benzer. Seni maddî ve manevî kirliliklerden, bütün kötülüklerden temizler.
Sen, hiç bilgi nuruyla nurlanmış bir hayvan gördün mü? Beden de bir hayvandır. Hayvanın ardına düşüp de orucu bırakma!
Sen vahdet denizinden ayrı düşmüş bir damla gibisin. Sen aslına nasıl ulaşacaksın? İşte oruç, sel gibi, yağmur gibi seni alır, denize ulaştırır.
Nefsinle savaşa girişince; “Ben orucu öyle ucuza satmam!” diye kendini yere at, ellerini çırp, ayaklarını vur, diret!
Nefsin gönlüne musallat olmuş bir Rüstem"dir ama, oruç onu gül yaprağı gibi tir tir titretir.
İçinde ab-ı hayatın gizlendiği bir karanlıktan bahsederler. Aklı başında olanlara o karanlık, oruçtur.
Sen, canının içinde Kur"an nurunu istiyorsan, şunu bil ki, oruç bütün Kur"an"ın tertemiz nurunun sırrıdır.
Gök sofralarının, ruha mahsus sofraların başına tertemiz kişiler oturturlar. İşte oruç, sana, onlarla bir kaptan yemek yedirir.
Oruç seni gün gibi gönlü aydın, canı saf bir hale kor. Sonra da padişahla buluşma bayram gününde varlığını kurban eder, seni varlıktan ve benlikten kurtarır.
Oruç ayına girdiğin zaman, o aya kavuştuğun için Hakk"a şükrederek, sevinerek, neşeli olarak gir! Çünkü Ramazanın gelişinden üzülenlere, gamlılara oruç haramdır. Onlar, oruca layık değillerdir.7


ORUÇ AYI GELDİ
Oruç ayı geldi. Hepinize kutlu olsun. Ey oruca yol arkadaşı olan, dost olan kişi! Yolun uğurlu olsun, hoş olsun.
Ben ayı görmek için dama çıkmıştım. Çünkü candan, gönülden orucu özlemiştim, onu hasretle bekliyordum.
Aya bakayım derken başımdan külahım düştü. Mübarek oruç padişahı benim aklımı başımdan aldı. Beni mest etti.
Ey Müslümanlar! Ona gönül verdiğimden beri ben zaten mest olmuşum, aklım başımda değil. Ah, orucun ne de hoş bahtı varmış, ne de güzel devleti varmış, hali varmış.
Bu oruç ayında gizlenmiş eşsiz bir ay var. Hem de Türk gibi oruç çadırında gizlenmiş.
Bu mübarek ayda, oruç harman yerine sıkıntısız, neşeli gelen kişi, o güzeller güzeli aya yol bulur.
Sıhhatli, atlasa benzeyen yüzünü kim sarartırsa, o orucun ipekli elbisesini giyer.
Bu ayda dualar kabul olur. Oruçlunun âhı gökleri deler, geçer.
Oruç kuyusunda sabreden kişi, Yusuf gibi aşk Mısır"ında sultan olur.
Ey sahura kalkan, sahur yemeği yiyen kişi! Az konuş, hatta sus! Sus da orucu anlayanlar, oruçtan söz etsinler.
Gel ey Şemseddin, ey Tebriz şehrinin avunduğu büyük insan! Oruç askerinin başkumandanı sensin.8


ORUÇ SEVDASI BAMBAŞKA BİR SEVDADIR
Artık, ekmeğe karsı ağzını kapa, tatlı oruç geldi. Şimdiye kadar, yemenin, içmenin hünerini gördün. Şimdi de orucun hünerini seyret!
Oruç, Meryem oğlu İsa"ya zemzem oldu. Oruç yolculuğuna çıktı da dördüncü kat göğe yükseldi.
Kuşların kanat çırpmaları nerede, meleklerin kanat çırpmaları nerede? Kuşlar yem için kanat çırparlar, melekler ise oruca doğru uçarlar.
Orucun bazı zorlukları varsa da, yüzlerce çeşit hüneri de vardır. Oruç sevdası bambaşka bir sevdadır.
Oruç, çarşafa girmiş, kendini gizlemiş bir güzeldir. Çarşafını aç da onu seyret; o ne kadar güzelmiş!
Boynunu inceltir ama, seni ölümden emin eder. Mide dolgunluğu, rahatsızlığı, fazla yiyip içmeden meydana gelir. Oruç ise seni manen mest eder.
Otuz gün ramazan denizinde bir baştan bir başa, bir uçtan bir uca yüzer durursun. Sonunda oruç incisi elde edersin.
Şeytanın bütün hileleri, tedbirleri, bütün okları, oruç kalkanına çarpar, kırılır.9


Oruç harmanından can BUĞDAYI satın al!
Oruç anası keremlerde bulundu, çocuklarına geldi, kavuştu. Çocuğum! Fırsatı kaçırma, oruç ananı sıkıca tut, bırakma!
Oruç anasının güzel yüzünü seyret! Onun lütuf sütünü em! Onun yurdunu yurt edin! Orucun kapısında otur!
Rıza çölüne bak, Allah"ın ilkbaharını seyret! Oruç nergisleri ile dolu olan can cennetini müşahede et!
Ey gonca! Sen çok güçsüzsün. Gelişmemişsin. İpte oynayan bahar cambazı gibi sıçra, oruç çemberinden geç!
Ey gül! Kanlara batmışsın, hal böyle iken, neden gönlün hoş, neden gülüp duruyorsun? Yoksa Halil"in İshak"ı mısın ki, oruç hançerinden hoşlanıyorsun?
Neden ekmeğe asıksın? Bahar mevsiminde gençleşen dünyayı seyret! Oruç harmanından can buğdayı satın al!10


Ey gönül; oruçlu iken Allah"a misafirsin!
Ey gönül! Oruçlu iken Allah"a misafirsin; sana gökyüzü sofrası yakışır!
Sen, bu mübarek ayda cehennemin kapısını kapadın! Böylece sen, cennetten binlerce kapı açarsın!
Topraktan, ateşten, sudan, rüzgârdan dikilmiş olan beden hırkasını çıkar, at!
Can, aşkın kapısına geldi de; “Beni affet; sen, özürlerin canısın!” diye yalvardı!
“Ey aşk!” diye sızlandı. “Bu ayda özrümüzü kabul et; hata ettik!”
Aşk da, gülerek cana dedi ki: “Senin elini tuttum! Biliyorum ki sen, elsizsin, ayaksızsın!
Hekimim; ben, sana perhize girmeni emrettim! Çünkü sen, bu korkunun ve ümidin hastasısın!
Perhize gir de, sana bir şerbet yapıp sunayım; onu içince sen, hiç kendine gelmeyesin!”
Sustum; artık bunu aşk anlatsın! Çünkü onun gözü, canlara can katar!11


Ramazan ayında gereği gibi oruç tutarsan, senin vücut toprağını altın ederler. Senin fani varlığını taş gibi ezerler de göğe sürme yaparlar. İftar vaktinde yediğin yemek lokmasının her biri, birer mânâ incisi olur. Ramazan"da yemekte, içmekte, kötü söz söylemekte, kötü iş işlemekte sabırlı olduğun için, bu sabır, senin manevî görüşünü artırır, gönlünün gözünü açar.12

1 Mesnevi, cilt: V, beyit no: 183-199
2 Mesnevî, cilt: I, beyit no: 2625-2628
3 Mesnevi, cilt: V, beyit no: 1749
4 Mesnevi, cilt: VI, beyit no: 1769
5 Divan-ı Kebir"den Seçmeler, trc. Şefik Can, cilt: I, gazel no: 375
6 Divan-ı Kebir"den Seçmeler, cilt: I, gazel no: 459
7 Divan-ı Kebir"den Seçmeler, cilt: II, gazel no: 803
8 Divan-ı Kebir"den Seçmeler, cilt: III, gazel no: 1119
9 Divan-ı Kebir"den Seçmeler, cilt: III, gazel no: 1155
10 Divan-ı Kebir"den Seçmeler, cilt: III, gazel no: 1175
11 Divan-ı Kebir"den Seçmeler, cilt: III, gazel no: 1326
12 Divan-ı Kebir"den Seçmeler, cilt: IV, rubai no: 368


Kaynak:
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

The Reflection Cafe

Site İstatistikleri

Locations of visitors to this page


 

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı