DÜŞÜNCE ve İNSAN ODAKLI PLATFORM "Kardeşim sen düşünceden ibaretsin. Geriye kalan et ve kemiksin. Gül düşünür gülistan olursun. Diken düşünür dikenlik olursun." (Mevlana Rumi) "Herkes, insanlığın genel iyilik halini artırmak için küçük de olsa hatta küçücük de olsa çaba sarfetmelidir." (Leo Tolstoy) "Yaradılanı severiz yaradandan ötürü" (Yunus Emre) "Barikâ-i hakikat müsademe-i efkârdan doğar" (Gerçeğin ışığı fikirlerin çatışmasından doğar) (Namık Kemal) / E-Posta: dusuncekahvesi@gmail.com
18 Ocak 2013 Cuma
"Türkiye'nin Büyük Çatısı: Avrupa-Almanya Durağı"
3 Mayıs 2010 Pazartesi
OSMANLILAR: Fütuhat, İmparatorluk, Avrupa ile İlişkiler

15 Şubat 2010 Pazartesi
2009 Yılı Dış Basın Değerlendirmesi
7 Eylül 2009 Pazartesi
Kahve Dostlarından Gelenler (VI)
.
"Barikâ-i hakikat müsademe-i efkârdan doğar"
Namık Kemal
BAŞLANGIÇTAN CUMHURİYETE KADAR TÜRK TARİHÇİLİĞİ, Kemal KOÇAK
CUMHURİYET DÖNEMİ HÜKÛMET PROGRAMLARININ TARİH EĞİTİMİNE YANSIMALARI, Kemal KOÇAK
OSMANLIDAN CUMHURİYETE TARİH ANLAYIŞINA TESİR EDEN FAKTÖRLER, Kemal KOÇAK
“TALİM VE TERBİYE”NİN TÜRK EĞİTİM VE KÜLTÜR POLİTİKALARINDAKİ TARİHÎ YERİ, Kemal KOÇAK
TÜRK MİLLÎ EĞİTİM SİSTEMİNE PANORAMİK BAKIŞ, Kemal KOÇAK
TÜRKİYE’DE TARİH PROGRAMLARININ İNCELENMESİ VE GELİŞTİRME ÇABALARI, Kemal KOÇAK
BENIM ADIM DOMINGA!, Serdar M. Degirmencioglu
HER GUN YINELENSE DE YANLIS YANLISTIR, Serdar M. Degirmencioglu
POLIS: 10 - COCUKLAR: 0, Serdar M. Degirmencioglu
TURKSEL'IN COCUK ISCILERI, Serdar M. Degirmencioglu
EN GUZEL VISNE RECELI, Serdar M. Degirmencioglu
Annen Varto’da Cheese Cake yaparmış, he mi?, Gülsen FEROĞLU
Hatırlıyorsun değil mi?, Gülsen FEROĞLU
Lazımdır bi şey söyleyem size, Gülsen FEROĞLU
Nerede bu Kemal, nerede KERİNÇSİZ…, Gülsen FEROĞLU
Saçlarına yıldız düşmüş, kopar anne, Gülsen FEROĞLU
Aydınlardaki ideolojik körlük!, Nurullah Aydın
AKIL TUTULMASI, Sabahattin Talu
AT GÖZLÜKLÜ ROMANTİK BAKIŞ, Sabahattin Talu
ÇÖZÜMDE ORTAK PAYDA VE KIRMIZI ÇIZGILER, Sabahattin Talu
ÖNCE ADINI DOĞRU KOYUN, Sabahattin Talu
ORTADA KUYU VAR, YANDAN GEÇ, Sabahattin Talu
SEN DE Mİ LEYLA!!!, Sabahattin Talu
TARİHİ FIRSAT’TAN TARİHİ HATA’YA DOĞRU, Sabahattin Talu
DELİNİN BİRİ, UYANIKLAR VE AKILSIZ BAŞLAR, Sabahattin Talu
İÇ İÇE’DEN YAN YANA’YA, Sabahattin Talu
MESAJLARIN DÜŞÜN“DÜRTDÜKLERİ”, Sabahattin Talu
NEREDEN NEREYE…, Sabahattin Talu
Foto Muhabiri-ARA GÜLER, Nezih Tavlaş
Şiir Koy Alnıma, Özkan Satılmış
Canan Oluverdin, Engin NAMLI
Nereye Kadar, Engin NAMLI
Sen Giderken, Engin NAMLI
Sevgimden Ayırmadım Ki, Engin NAMLI
SEVMEK, Arife Tek
BİR YILDIZ GİBİ OLUN, Arife Tek
Doğudan Dergisi / www.dogudan.org
Governance on Mars, HB Paksoy
Tengri in Eurasia, HB Paksoy
Would Turkey be in the ‘winners' club’ or ‘losers' pit’ by 2023? A “Devil’s Advocate” perspective, Mehmet Öğütçü
Kahve Dostlarından Gelenler V
Kahve Dostlarından Gelenler IV
Kahve Dostlarından Gelenler III
Kahve Dostlarından Gelenler II
Kahve Dostlarından Gelenler I
Siz de düşüncelerinizi kahvemize gönderebilirsiniz. (dusuncekahvesi@gmail.com)
Farklı eğilimdeki düşüncelere açık olan kahvemizde yer alan yazıların sorumluluğu sahiplerine aittir.
29 Haziran 2009 Pazartesi
Asker-Sivil İlişkileri, Darbe Girişimleri: Türkiye ve İspanya
.Emekli Diplomat
(1994-1998 İspanya)
16 Nisan 2009
Hispanatolia Sitesi
Türkiye’nin hızla değişen siyasi gündemine gelen, asker-sivil ilişkileri, darbe girişimleri, yeni anayasa çalışmaları, terörle mücadele, karşı terör örgütlenmesi ve AB’ne üyelik süreci gibi birçok konu Franco ertesinin İspanyası’nı anımsatıyor. Aradan geçen aşağı yukarı otuz yıllık sürenin sonunda geriye dönüp bakıldığında, 70’ler Türkiye’si ile İspanya’sı arasında lehimize olan farkın hızla kapandığı ve aleyhimize büyük bir farkın oluştuğu görülüyor. Bunu sadece demokratik kurumlar açısından değil, çok daha ölçülebilir olan ekonomik alanda açıkça görmek mümkün. O bakımdan, İspanya’da “demokrasiye geçiş” olarak adlandırılan dönemi, siyasi tarih veya anayasa hukuku gibi branşlarda ayrıntıyla incelemekte yarar bulunuyor.
Nisan ayı başında İstanbul’da yapılan Türkiye-İspanya konferansında oluşturulan çalışma gruplarından biri bu konuyu ele almış ama ayrıntılar üzerinde tartışma olanağı bulunamamıştı. İspanyollar yeni ve demokratik bir anayasayla taçlanan bu süreçte Franco döneminin hesabının sorulamamış olmasını bir “eksiklik” olarak nitelerken, Zapatero hükümetinin “Tarihi Bellek” yasasıyla diktatörlük döneminin kötü anılarını silmeye yönelik girişimini “atılması gereken bir adım” olarak desteklemişlerdi. Ancak genç kuşakların belki yeterince değerlendiremediği husus, o dönem İspanyası’nda Franco’yu belleklerden silmek bir yana, demokratikleşmeyi Franco’nun legal kurumlarına dayanarak yapma zorunluluğuydu.
Demokrasiye geçiş döneminin mimarı, kuşku yok ki, Kral Juan Carlos’tu. Franco’nun 1972 yılında çıkardığı bir yasa uyarınca, ölümünden sonra nasyonal Katolikliği devralan monark O’ydu. Ancak Juan Carlos, Frankist ideolojinin kendine verdiği yetkileri demokrasiyi inşa etmek amacıyla kullanacak ve bu süreçte Franco’ya bağlı Ordu’yu da, atanmışlardan oluşan Meclisi de denetimi altında tutacaktı. Başbakanlığa atadığı Adolfo Suarez’le birlikte, Franco yönetiminin düşmanları olan demokrat, sosyalist, ayrılıkçı ve komünistlere siyasi af çıkaracak, İspanya Sosyalist İşci Partisi (PSOE), Milliyetçi Bask ve Katalan Partileri PNV ve CİU ile İspanya Komünist Partisi’ni (PCE) yasallaştıracaktı. Bu siyasi partilerle ilk demokratik genel seçimlerin yapılmasını sağlayacak, seçim ertesinin siyasi kurumlarını hükme bağlayan Siyasi Reform Yasası’nın çıkmasında büyük rol oynayacaktı.
Her ne kadar Kral Juan Carlos’un Frankistler üzerinde “vaat edilen monark “ olarak manevî etkisi büyüktü ama Ordu’nun tümüyle gidişattan memnun olduğunu söylemek mümkün değildi. Nitekim General Santiago y Diaz de Mendivil isyan bayrağını açacak, ancak Suarez yerine liberal eğilimiyle tanınan Gutierrez Mellado’yu atayarak reform sürecinin devam etmesini güvence altına alacaktı. Suarez Siyasi Reform Yasası’nı Franco’cu Meclis’ten 59’a karşı 425 oyla geçirecekti ama asıl önemli olan katılımın % 77 olduğu referandumdan % 94 oranında “evet” oyunun çıkmasıydı.
Halkın Franco’nun ölümünden sadece bir yıl sonra reform sürecine verdiği büyük destek, ilk demokratik seçimlerde Frankizmi tümden silmesiyle daha da büyük bir anlam kazanacaktı. Öyle ki Suarez’in kurduğu merkez partisi UCD ile merkez sol PSOE toplam oyların % 65’ini, diğer partiler de aşağı yukarı geri kalanını (PCE % 9,5, AP 8,5, Katalan ve Bask milliyetçiler % 6) alarak halkın Franco’nun safsatalarına hiç değer vermediğini ortaya koyacaktı.
Demokrasiye geçişin ikinci aşaması genel seçimlerden çıkan parlamentoda başlayacak, Kral Juan Carlos, Temsilciler Meclisi ve Senato’dan oluşan parlamentodan yeni ve demokratik bir anayasa hazırlamasını isteyecekti. İki Meclis ve komisyonlarında yürütülen yoğun çalışmalar sonucu İspanya yeni anayasasına kavuşacaktı. Hem de terör örgütünün Ordu’yu tahrike yönelik eylemlerini arttırdığı ve Ordu’nun ileri gelenlerinden İspanya’nın bölünmekte olduğuna ilişkin görüşlerin bazı basın organlarında yer bulmaya başladığı bir dönemde.
1978 Anayasası İspanya’yı o dönemde olabilecek en geniş toplumsal mutabakata dayanan, eksiksiz bir demokrasi oluşturuyor. Bu mutabakatın içinde, kuşku yok ki, Ordu’da baskın olan Frankist unsurlar da, ETA da (genelde ayrılıkçı Bask milliyetçileri de) bulunmuyor. Anayasanın İkinci Cumhuriyet döneminden esinlenen ama genelleştirilmek suretiyle denetim altında tutulmak istenen özerklikler sistemi olsun, evrensel ilkeleri tümüyle benimseyen demokratik niteliği olsun, bu aşırı uçları dışlıyor.
Demokrasiye geçiş döneminin dönüm noktasını, kuşku yok ki, 23 Şubat 1981 tarihli askeri darbe girişimi (Duque de Ahumada operasyonu) oluşturuyor. Operasyon emir-komuta zinciri çerçevesinde yapılmıyor ama başarıyla sonuçlanması halinde Ordu’nun darbecilerin emirlerine uyacağından kimsenin kuşkusu yok. İşte bu noktada Kral Juan Carlos bir kez daha ortaya çıkıyor ve demokrasiden yana tavrını koyuyor.
Bu tarih aynı zamanda iki ülke arasındaki paralelliklerin kırıldığı nokta. İspanya 1978 Anayasası ile demokrasi yolunda ilerlerken, Türkiye 1982 Anayasası ile son derece dar bir elbiseyi üzerine geçiriyor. Demokrasi yolunda ilerleyen İspanya, Fransa’nın tüm itirazlarına karşın AET üyeliğine adım adım yaklaşıyor. Türkiye ise, Avrupa Konseyi’nde üyeliğinin askıya alınmasından zor kurtuluyor. O Türkiye, AB ile müzakere eden ülke konumuna geldiği halde, bugün yeni bir anayasa yapabilecek siyasi iradeye ve olgunluğa erişmiş değil.
Yukarıda sözü edilen Türk-İspanyol çalışma grubunu yöneten Gonzalez hükümetinin Başbakan Yardımcısı Narcis Serra, İspanya’da Frankistleri devre dışı bırakan devlet paktıyla başta Ordu’da olmak üzere zihniyetlerin değiştiğine işaret etmiş, katılımcılar Türkiye’de böyle bir pakta varmanın kolay olmadığı üzerinde birleşmişti. Bu olgunluğa erişebilmek için önce İspanya’nın deneyimini incelemek gerek, “İspanya bize benzemiyor” deyip kestirip atmak değil.
http://hispanatolia.com/haber_ozgun_bakis.asp?id=50
.
15 Haziran 2009 Pazartesi
Avrupa Parlamentosu Seçim Sonuçları ve Türkiye
13.6.2009
.
Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerinin sonuçları sağ-aşırı sağ, ırkçı-faşist eğilimli partilerin dramatik bir patlama yarattıkları anlamına gelmese bile bu siyasetlerin ciddi anlamda ilerleme kaydettikleri ortada. Yeşiller ve Yeni Sol dışında merkez-sol, sosyal-demokrat/sosyalistler için ise sonuçlar açıkçası hezimettir. Liberaller de oy kaybettiler.
Örneğin İslam ve Türkiye karşıtı Hollanda aşırı sağı dört sandalye, yabancı düşmanı İngiliz Ulusal Partisi, İngiliz İşçi Partisi’ni de gerileterek iki sandalye kazandı. AB’ye karşı olanlar dalga geçer gibi parlamentoya girdi.
Bu sonuçlar ne yalnızca Avrupa’nın sorunu olarak ne de yalnızca Türkiye’nin AB üyeliği ile sınırlı bakılacak derece basit. AP seçimleri geleceği görmemizi sağlayan bir laboratuar değerinde. Hem yeni bir demokrasinin yolunu ve sorunlarını görebilmek için hem de yakın gelecekte bizi bekleyen tehlikeleri.
Aynı nedenle seçim sonuçlarını küresel ekonomik krize indirgeyerek açıklamak da doğru değil. Ekonomik kriz ve büyüyen işsizlik elbette etkili bir faktör. Zaten varolan yabancı düşmanlığını azdırdığı, dinsel hoşgörüsüzlükleri kışkırttığı da bir gerçek. Fakat soru şu: Ekonomik krizin yarattığı, toplumlardaki bu hoşnutsuzlukları sağa yönelten etmenler nelerdir? Sağ, kitlelerdeki bu hoşnutsuzlukları kendi kanalına akıtmayı nasıl başarabiliyor? Sorunun yanıtı tarihsel ve somut bir bakışla verilebilir ancak.
1929’dan buyana yaşanan ekonomik krizlerin yarattığı sosyal ve siyasi sonuçlar artık neredeyse bir “yasa” kesinliği kazandı. Ekonomik kriz – devlet müdahaleciliği / korumacılık = siyasi gericileşme (savaş, milliyetçilik ve faşizm). Ne yazık ki sol, bu tarih dersini hâlâ edinebilmiş değil. Ekonomik krizlerin, işsizliğin devrimci bir kabarma yaratacağı, sınıf mücadelesini keskinleştireceği beklentisini, bu iflâh olmaz saplantıyı terk edebilmiş değil. Bu nedenle bırakalım genelindeki yanlışlıkları, yaklaşmakta olan ekonomik krize karşı sol her hangi bir alternatif politikaya sahip olamamıştır. Bu yazımın konusu bu olmayacak, ama tarihin bu dersini başka bir yazımda başlıbaşına ele almak istiyorum. Bu yazıda ise Avrupa özeli üzerinde duracağım.
AB içindeki kriz, 2008 küresel finansal krizle başlamadı, öncesi var. 2004’te kendini Anayasa krizi olarak duyurmuştu. Bu olgu bile son seçimleri ekonomik krize indirgeyerek açıklama kolaycılığının yanlışlığını görmeye yeter.
Aslında AB’nin nasıl bir birlik olduğu konusunda siyasi, ideolojik/dinsel ve kültürel farklı görüşler başından beri vardı. Bu farklılıklar şöyle özetlenebilir: Birinci yaklaşım AB’yi ulusal-devletler topluluğu olarak görüyor, Avrupa-merkezci bakıyor, etno-kültürel, özcü, kültür birliği yaratmayı hedefleyen bir kimlik anlayışı üstünden bir “Avrupa kimliği” tarif ediyor. Açık ki, dışa açılmacı değil içe kapanmacı bir anlayış bu.
Buna karşın, AB’yi, kökleri Erasmus’a, Goethe’ye dayanan hümanist, liberal bir proje olarak gören yaklaşımlar azımsanmayacak bir etki gücüne sahipti. Bu ikinci yaklaşım, Jurgen Habermas’ın teorik çerçevesini çizdiği, “ulus-ötesi anayasal vatandaşlık” kavramı içine oturan, kültürel çoğulculuğu, çok kültürlülüğü ifade eden “görecelilik” prensibini merkeze alan bir Avrupalılık kimliğini öngörüyor. Etno-kültürcülüğü reddediyor, dışa açılmayı savunuyor. Kısaca bu iki yaklaşım şöyle özetlenebilir: AB devletlerin birliği mi, halkların birliği mi olacak?
Bu iki ana farklılık çatışarak günümüze geldi. Fakat öte yandan, çatışarak/anlaşarak AB yeni bir demokrasi ve uygarlık projesi olarak yol aldı. Önemli dönüşümler gerçekleştirildi, örneğin, tarihten gelen bilinçlere kazınan düşmanlık tohumlarını, ırkçı/faşist, şoven milliyetçi, savaşçı önyargıları kırabilmek için derin bir kültürel dönüşüm yolunda başarılı projeler gerçekleştirildi, tarih kitapları taranarak bu tür önyargıları besleyen anlatım ve ifadeler temizlendi.
Ne var ki, bütün bu ileri adımlar, köklü kurumsal yeniden yapılanmalar gerçekleştiremeden atıldı. “Kararlar Bürüksel bürokrasisi tarafından kapalı kapılar ardında alınıyor” eleştirisi giderek artmıştı. Başka deyişle sorun artık temsili demokrasinin sınırlarını aşacak, halkın katılımını genişletecek doğrudan demokrasinin yeni yollarını ve araçlarını bulmaktaydı. Örneğin, Avrupa Parlamentosu halkın doğrudan seçtiği AB’nin yegâne kurumuyken Parlamento halkın iradesini doğrudan yasama ve yürütmeye yansıtamıyor, Parlamento’nun Avrupa Komisyonu üstünde yetkileri olduğu halde işleyiş biçimi nedeniyle bu yetkisi havada kalıyordu. Komisyon seçiminde bile AP yalnızca onay mercii oluyordu. Böyle olunca da halkın hesap sorma, iradesini geri çekme mekanizmaları işlemiyor, başka deyişle doğrudan demokrasinin yolu tıkanıyordu.
Bu nedenle Cemil Ertem’in AP seçimleriyle ilgili “demokrasi krizi” yorumunu aydınlatıcı buldum. Sol ve liberaller küresel yeni bir demokrasi, katılımcı demokrasi anlayışı için kafa yormalıdır.
...
Avrupa Parlamentosu Seçim Sonuçları ve Olası Etkileri
CHP AB Temsilciliği, Avrupa Parlamentosu seçimlerini değerlendiren bir rapor hazırladı. Rapora göre, "Türkiye'nin önümüzdeki dönemde her zamandan daha fazla tüm kesimleri kapsayan, partilerüstü bir AB politikası ve iletişim stratejisi geliştirilmesine ihtiyaç var."
CHP'nin AB nezdindeki temsilcisi Kader Sevinç'in değerlendirmesi:
"CHP AB Temsilciliği olarak Türkiye'nin AB üyelik sürecini desteklemeye yönelik çalışmalarımızı sürdürmekteyiz. Bu amaçla bu raporu bir çok AB yetkilisi ile temaslarımız ve yayınlar temelinde Brüksel'deki beklentileri yansıtmak amacıyla hazırladık.Avrupa Parlamentosu seçimlerinin sonuçlarını nesnel ve doğru okumanın önemine inanıyoruz. Bu seçim sonuçlarını Türkiye açısından felaket olarak niteleme eğilimi içinde olmak ve reform sürecindeki duraklamanın yarattığı zararları bununla açıklamak doğru değildir. Seçim sonuçları Türkiye açısından olumsuz eğilimlere işaret etmekle birlikte örneğin muhafazakarlar arasındaki geniş Türkiye destekçilerinin de zemin kazandığını göz ardı etmemek gerekiyor. Ayrıca Avrupa Parlamentosu'ndaki dengeler bir iki hafta sonunda netlesmis olacak. Kesin olan bir konu varsa o da Türkiye'nin önümüzdeki dönemde her zamandan daha fazla tüm kesimleri kapsayan, partilerüstü bir AB politikası ve iletişim stratejisi geliştirilmesine ihtiyaç olduğudur. Biz de Türkiye'nin sosyal demokrat ana muhalefet partisi olarak gelişmeleri Brüksel'de yakından izliyoruz."
.
The Reflection Cafe
Anket Sonuçlari
- Seçim Anketi (25 Haziran- 5 Temmuz 2010)
- "Demokratik Açılım" Anketi (13/11/09-20/11/09)
- Seçim Anketi (9/3/09-27/3/09)
- AKP/AK Parti Kapatma Davası (17/3/08-24/3/08)
- Seçim Anketi (11/7/07-21/7/07)
- Kimlik Anketi (12/4/07-28/5/07)
- Büyük Erdemler Anketi (20/3/07-11/4/07)
- Düşünce Kahvesi Anketi (20/3/07-11/4/07)
- Cumhurbaşkanlığı Anketi (2/3/07-5/4/07)
- Siyasi Yelpaze Anketi (20/11/06-2/3/07)